Dr. Öğr. Üyesi A. Vehbi ALPMAN
Nörolog

Ölen Hastanın Yakınlarına Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

Yayınlanan Makale: 4

 Ölüm haberini vermek

İletişimin en acımasız ve en kahredici şeklidir. Ancak görev süresince çalışma alanlarınızda ya da  yakın çevrenizde de karşılaşacağınız ve bazı şartlarda mecbur olabileceğiniz bir iletişim türü. Yaşanmakta olan Covid 19 salgını, onun çok daha fazlası olumsuzlukları  yaşayacağımız İstanbul Depremi ve benzerleri bu konuda başta sağlık çalışanları olmak üzere büyük çoğunluğun ilgili ve bilgili olmasını kaçınılmaz kılıyor.

İzninizle önce ölüme yönelik kısa bilgi vererek başlamak istiyorum. Ölüm; canlılara hayat veren tüm yaşamsal fonksiyonların geri dönüşümü olmayacak şekilde sonlanmasıdır. Hayat ölüme sormuş “ – İnsanlar beni çok severken, neden senden nefret ediyorlar ? “ . Ölüm yanıtlamış “ – Sen tatlı ve güzel bir yalansın, bense  ACI BİR GERÇEK.”

Ülkemizde ölüme sebep olan ilk beş hastalık grubu sırasıyla; % 38.4 Dolaşım sistemi hastalıkları ( % 39.7’si iskemik kalp hastalığı, % 22.4’ü serebrovasküler  hastalıklar ), % 19.7 İyi ve kötü huylu tümörler, % 12.5 Solunum sistemi hastalıkları, % 4.9 Sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları, % 4.8 Endokrin, beslenme ve metabolizmayla ilgili hastalıklar, % 4.4 dışsal yaralanma nedenleri ve zehirlenmeler % 15.2  Diğer Hastalıklar ( enfeksiyon ve parazit hastalıkları, mental ve davranışsal bozukluklar, kas – iskelet  sistemi ve bağ dokusu hastalıkları ).  ( Türkiye İstatistik Kurumu – 2018 )

Türkiye İstatistik Kurumu ( TÜİK ) ölüm istatistiklerine göre; ölüm sayısı 2018 yılında 426.106  olmuştur. Ölenlerin % 54.6’sı erkek,  % 45.4’ü kadındır. Her yıl sigaradan 110 000 kişi, trafik kazalarında yaklaşık 10 000 kişi ölmektedir. TÜİK 2015 istatistiklerine göre Türkiye’de kanserden ölen kişi sayısı 92.000.

İnsanlar nerede ölüyor :   % 58 hastane,  % 22 ev,  % 20 bakım evlerinde.  Hastane ölümlerinin % 59’u  yoğun bakım ünitelerinde oluyor.

Ölümleri; oluşturdukları etkiye ve gösterilen tepkiye göre 4 ana grupta değerlendirebiliriz.

  • Çocuk ölümleri ve genç ölümler,
  • Beklenmedik , ani ölümler,
  • Kötü tanılı, çaresiz hastalıklara bağlı ölümler,
  • Yaşlı ölümleri.

Bir doktor için, bir hemşire için,  daha geniş bir yaklaşımla tüm sağlık çalışanları için iletişimin en acımasız ve dayanılmaz olanı; hasta yakınlarına hastanın ölebileceğinin ya da öldüğünün söylendiği andır. Unutulmaması  gereken gerçek “ Her Ölüm Erken Ölümdür ” ( Cemal Süreyya ). Ancak genç ölümlere ve beklenmedik ani ölümlere ailelerin  reaksiyonları ve isyanları çok daha ciddi boyutlardadır. İleri yaşlarda ve uzun süren, çaresiz hastalıklar sonrası ölümlerin kabul edilmesi biraz daha kolaydır.

Acı gerçeği söylemek için; uygun ortam oluşturmalı, ailenin olumlu, dayanıklı, dengeli  ve pozitif  tavırlarını gözlediğiniz, sözü geçen yakınlarından yardım ve destek almalısınız. Aileyi  haberi vereceğiniz  sessiz, sakin, uygun ortama davet etmeniz bile onların kaygılarını arttıracak, ciddi gelişmeler için onları yönlendirecektir. Yaklaşımlarınız, anlatım biçiminiz, empatik  tavırlarınız, ciddi sağlık sorunları yaşamamaları için gerektiğinde tıbbi destek ve ilaç uygulamalarınızla önceden hazırlıklı olmalısınız. Konuşmanıza; “ – Ne yazık ki size çok üzüleceğiniz bir haberi  vermek durumundayım. Sizlere bu haberi vermek beni de kahrediyor.”  ve  buna benzer yaklaşımlarla başlayabilirsiniz.

Ailenin acılarını içtenlikle paylaşmalı, acılarını yaşamalarına izin vermeli, ancak, kendilerini kahretmelerini önleyebilmenin çabası içinde olmalısınız. Ölen kişinin yakınlarını dinleyerek acılarını paylaşmalısınız, empatik etkin dinlemenin önemini ve gereğini unutmayınız. Sabırlı olun ve anlayışlı davranın, öfkelerini olumluya yönlendirmenin çabası içinde olun ve özenle dinleyin. Her  türlü yardım için hazır olduğunuzu söylemenin yetmeyeceğini bilin ve yardımlarınızı uygulamalarınızla gösterin.

-Güçlü olmalısın, ağlamamalısın, – Ölenle ölünmüyor, – Ağlamak sana yakışmıyor, – Şehit ailesi olmak en büyük mutluluktur, – Beterin beteri var, – Hastalıklar, ölümü, kabri ve ahireti bilip ona göre hazırlanması gerektiğini hatırlatır, – Ölüm nimettir, çoğu zaman ağırlaşmış hayat yükünden kurtulmaktır, – Dünya fani  ölüm ani,  gibi itici, acı veren, ilgisiz, gereksiz  yorumları ve klişe sözleri KULLANMAMALISINIZ.

Aileye ve yakınlarına; – Acılarının çok büyük olduğunu, bu acıya dayanacak güç ve sabır dilediğinizi, – Hiçbir şeyin gideni geri getiremeyeceği gerçeğini, – Yerini doldurmanın imkansız olduğunu, – Bu kötü günde yanlarında olduğunuzu unutmamalarını, – Ölüm gerçeğini kabul etmek durumunda olduğumuzu unutmamalarını, – Doğmak kadar ölümünde kaçınılmaz olduğunu, – Her şeye rağmen hayatın devam ettiğini, – Kendilerine ve çevrelerine yönelik sorumlulukları olduğunu hatırlamalarını, – Üzülüp ağlamalarının en doğal hakları olduğunu, – Yas tutmalarının çok normal olduğunu, – Ancak tüm bunları yaparken ve yaşarken kendilerine zarar vermemelerini, – Geride bıraktıklarına sahip çıkıp, destek olarak, eserlerini devam ettirerek, huzur içinde yatmasını sağlayabileceklerini  KIRMADAN İNCİTMEDEN ANLATINIZ. Mevlana’nın bir özdeyişini sizlerle paylaşmak isterim – “ Dost acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyebilendir ”

Sabırlı, özverili ve anlayışlı olmalı, olası reaksiyonları tolare etmeyi becerebilmelisiniz. Konuşmanız ve dinlemeniz gereken süreçleri özenle seçebilmelisiniz. Acı veren,  kahreden  duygusal yaklaşımlar için hazırlıklı olmalısınız. Yaşanan duygular sizleri de çok üzebilecektir.  Çok deneyimli olduğumu  sandığım halde beni  de ağlatan  yaşanmış  bir öyküyü sizlerle paylaşmak isterim. Afrin’de çatışmada şehit olmuş bir askerimizin evine taziyeye giden Binbaşı anlatıyor; “ Şehidimizin ailesine taziyeye gittik.  5 yaşında bir kız çocuğu vardı, elindeki mavi balonu  hiç kimseye vermiyordu.                “ – Beraber oynayalım mı ? ” dedim. “ –  Olmaz patlarsa ölürüm ” dedi.  “ – Patlarsa ben sana binlerce balon alırım ” dedim.  Ve minik kız bana şu cevabı verdi;  “ – Babam şişirdi bu balonu. İçinde onun nefesi  var.”

Kaybedilen hastanın yakınlarına, çok özel bir neden yoksa doğruları söyleyin. Önemli olan ne söylediğimizden çok, nasıl söylediğimizdir. Empatik bir yaklaşımla, içtenlikle, paylaşarak, onun için üzüldüğümüzü hissettirerek, iyi ve kötü gelişmeleri de belirtin. Gerekirse çaresizliği  sunarak, elden gelen her şeyin, tüm bilimsel çabaların sonuna kadar yapıldığını ancak sonucun değiştirilemediğini anlatın.

Aşırı öfke, öfke kontrol bozukluğu, suçluluk duygusu, yoğun anksiyete, depresyon, intihar girişimi, uzamış matem reaksiyonu gibi gelişebilecek ruhsal olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olmalı, acil tedavi için tıbbi destek almalarını sağlamalısınız.

Söylemlerinizde yararlanabileceğiniz özlü sözler:

-Her ölüm erken ölümdür. ( Cemal Süreyya )

-İyi geçen bir gün nasıl mutlu bir uyku getirirse, iyi geçen bir ömürde mutlu bir ölüm getirir. (Leonardo da Vinci )

-Ölüler hakkında kötü konuşmayın. Sonra dirileri üzersiniz. – Ölülerinizin güzel hallerini anınız. Kötülüklerini söylemeyiniz. ( Hz. Muhammed )

-Artık ayrılık zamanı gelmiştir. Ben ölüme gidiyorum, siz hayata… Bu yollardan hangisi daha iyi, bunu ancak Tanrı bilir. ( Sokrates )

– Şerefli bir ölüm şerefsiz bir ömürden daha iyidir. ( Tacitus )

Kullanılacak özlü sözlerin seçiminde sosyal ve entelektüel değerlendirmelere özen göstermeliyiz.

İlk ölüm haberini vermek, ya da ölümle ilgili bilgilendirme sürecine dahil olmak asistanlığımın ikinci  yılında gerçekleşti. GATA Ankara’da Acil Servis’te nöbetçi idim. Kızılcahamam yakınlarında bir askeri uçağın ormanlık alana düştüğü haberi geldi. Pilot üsteğmen şehit olmuştu. Yaklaşık bir saat sonra doğumu çok yaklaşmış olan hamile eşi ambulansla acile giriş yaptı, sedyeyle Kadın – Doğum kliniğine yönlendirdik, acil sezeryana alındı. Kendisini ilk gördüğümde kaybettiği eşinin acısının, hüznünün ve doğacak bebeğinin buruk mutluluğunun çelişkili yüz ifadesi içindeydi. Şaşkın bakışlarla ne olduğunu, ne olacağını çözmeye çalışıyordu. Kısa süre sonra şehidin cenazesi getirildi ve morga konuldu. Yarım saat sonra da şehidin annesi ambulansla getirildi. Kendisine bir şeyler söyleyebilmenin acemiliğini yaşarken “ Bana hiçbir şey söylemeyin, ben oğlumun şehit olduğunu biliyorum. Çünkü bana,  – anne bir gün eve çok sayıda yüksek rütbeli subaylar gelirse, bil ki ben uçağımla düştüm öldüm demektir.” demişti. Ben yavrumun şehit olduğunu biliyorum, sizden bir tek dileğim var. Yüzünü bir kez öpeyim ve saçlarını okşayayım. Bana bunu sağlayın yeter.” dedi. Ben ve diğer sağlık çalışanları bu dileği de yerine getiremedik. Çünkü şehit pilotun parçalanmış vücudu özel hazırlanmış ceset torbasında getirilmişti ve durumu annenin yavrusunu sevmesine  olanak vermiyordu. Evlat acısıyla içi yanan şehit annesinin duygu yüklü bu güzel isteğini yerine getirememiştik.

 

YANLIŞLARIMIZDAN DERS ALINIZ     

Ölüm haberi  verirken yaptığımız yanlışları ve yaşanmış olayları sunarak devam etmek istiyorum. Çünkü çalıştığım kurumda  çok özenle ve disiplinli davrandığımız bu özel durumlarda, aynı kurumun çalışanları olarak özellikle mesleğin ilk yıllarında ne tür bireysel hatalar yaptığımızı bilin istedim.Yineleyerek gündeminize getirmek istiyorum, sanırım  bir  doktorun  görevinin  en  zor  yanı, yaşanılması  hiç  arzulanmayan, iletişimin  en  acımasız  ve  dayanılmaz  olanı ;  hasta  yakınlarına  hastanın  ölebileceğinin  ya  da  öldüğünün  söylendiği  andır. Ne  söyleyeceğinizi, nasıl  söyleyeceğinizi, ne  tür  reaksiyon  göreceğinizi  bilemediğiniz, içinizi  acıtan, karşınızdakini  yıkan, kabus  gibi  kahredici  bir  iletişim  türü. Hele  ölüm  genç  yaşta  ya  da  çok  ani  gerçekleşti  ise  ve  haberi  aileye  vermek  sizin  göreviniz ise, dünyanın  en  şanssız  insanısınız  demektir. Ölümün  her  türlüsü  kahredicidir, insanların  sevdiklerinin  kaybına  tahammülleri  yoktur. Genç  yaşta  ölümlerle, ani  ölümlere  ailelerin  reaksiyonları  ve  isyanları  çok  daha  ciddi  boyutlardadır. Ancak  ileri  yaşta  ve  uzun  süren  çaresiz  hastalıklar  sonrası  ölümü  kabul etmek  biraz  daha  kolaydır. Gerek  branşım, gerek  konumum  ve  gerekse  iletişim  becerilerime  duyulan  güven  nedeniyle, ölümü  ailelere  anlatmanın  acısını  çok  sık  yaşamak  durumunda  kaldım. Çalıştığım  kurumun  yaklaşım  tarzı ;  şehit olan personelin  ailesine  kötü  haberin birlik komutanı,  doktor, hemşire  denetiminde  bir  ekip  tarafından  verilmesi, tam donanımlı ambulansın hazır bulunması   şeklindeydi. Bir  uçak  düştüğünde  3  ayrı  eve, bir  helikopter  kazası  sonrası  1 – 2  eve, ya  da  bir  gemi  bombalandığında  bir kaç aileye  gidip  eşlere, çocuklara, anne  ve  babalara  olanları  ve  sonuçlarını  anlatmanın  dayanılmaz  acısını  bilemezsiniz. Sağlık  çalışanlarının  kaderidir  bu  acı. Profesyonelliği  aşan  bu  iletişim  biçimini  başta  doktorlar  olmak  üzere  tüm  sağlık  çalışanlarının  üstlenmesi  ve  başarıyla  gerçekleştirmesi  kaçınılmazdır. Bu  konuda  da  eğitimli  olmalı, hasta  yakınlarına  acı  gerçeği  söylemek  için,  gerek  yaklaşımlarımız  ve  anlatımlarımızla, gerekse  ilaç  uygulamalarıyla  önceden  hazırlanmalıyız. Olası  sağlık sorunları için gerekli desteği verebilecek şartları oluşturmalıyız.

Acı  haberi  verirken göz ardı  edilmemesi  gereken  önemli  bir  konuda,   aile fertlerinin sağlığında  ciddi  olumsuzluklar  oluşmaması  için  özen  gösterilmesi  ve  dikkatli  davranılmasıdır. Acı haberi verme yönteminin  seçimi  çok  önemlidir. Oğlunun  şehit  olduğu  haberi  kendisine  telefonla  verilen  babanın, telefonu kapatır kapatmaz  akut  myokard  enfarktüsü  sonrası  öldüğü  unutulmamalıdır. 

Bir  yaşanmışı  sunmak  istiyorum. Tatil  sabahı  idi, acil  olarak  hastaneye  davet  edildim. Acil  servisteki  muayene  odalarından  birinde  hastayı  değerlendiriyordum. Diğer  odada  çok  yoğun  bir  hareketlilik  vardı, Dahiliye  ve  Kardiyoloji  uzmanları  birlikte  çalışıyorlardı, işlerin  yolunda  gitmediğini, sıkıntı  yaşandığını  hissediyordum. Hastamın  muayenesini  bitirip  tedaviyi  planlayıp, hemşire  hanıma  gerekli  direktifleri  verdikten  sonra, diğer  odaya  gittim. Nöbetçi  amiri, ben  odaya  girer  girmez  “ Hastanın  akut  myokard  enfarktüsü  tanısıyla  geldiğini, kalbinin  durduğunu, tüm  girişimlere  karşın  kurtarılamadığını  anlatıp, sonucun  hasta  yakınlarına  benim  tarafımdan  söylenmesini ”  istedi. Ben  de  “ yıllardır  bütün  kötü  haberleri  benim  verdiğimi, artık  biraz  da  onların  söylemesinin  doğru  olacağını ” belirttim. Amacım  biraz  da  bu  konularda  onlarında  sorumluluk  almasını  sağlamaktı. Dahiliye  uzmanı  “ben  söylerim”  dedi, birlikte  dışarı  çıktık, kaybedilen  hastanın  eşi  ve  çocukları  heyecanla, merakla, panik  içinde  verilecek  güzel  bir  haber  bekliyorlardı. Dahiliye  uzmanı  eşine  doğru  yürüdü  ve  “ – fazla  kıvırmaya  gerek  yoktur,  hastanız  ölmüştür ”  dedi. Hanımefendi  olduğu  yere  yığıldı, bayıldı  ve  düşerken  başını  duvara  çarptı. Kendisini  ayıltıp, çocuklarının  yardımıyla  rahatlamasını sağlamak  tedavisini düzenlemek yine  bana  düştü.

Bir  başka  olayda  trafik  kazası  sonucu  kaybedilen  erkek  hastanın  eşine  haber  verilmesi  gerekiyordu. Kendi  aramızda  birkaç  doktor  arkadaşla  “ne  yapalım, hasıl  söyleyelim ” tartışması  yapılırken, genç  doktor  kardeşimiz  “ben  söylerim” dedi  ve  bizi  rahatlattı. Hanımefendinin  telefon  numarasını  çevirdi,  “H… A… sizin  eşiniz mi  diye  sorup, evet  cevabını  alınca, “ – eşiniz  bir  saat  önce  trafik  kazasında  vefat  etti ”  dedi. Telefonu  kapatıp  bize  döndü  ve  söylediklerinden  sonra  karşıdan  hiç  ses  gelmediğini  bildirdi. Daha  sonra  aileden  öğrendik, eşi  haberi  bu  şekilde  duyunca  düşüp  bayılmış. Aylarca  hastanemizde psikiyatrik  tedavi  gördü.

Başımdan geçen, yaptığım bir yanlışı, ders alınması  gereken bir başka yaşanmışı sunarak sonlandırmak istiyorum. Kaybedilen  hasta  yakınlarına, çok  özel  bir  neden  yoksa  doğruları  söylemek  gerek. Önemli  olan  ne  söylediğinizden  çok  nasıl  söylediğinizdir. En  ciddi, kabul  edilmesi  çok  zor  bir  durumu  bile ;  empatik  bir  yaklaşımla, içtenlikle, paylaşarak, onun  için  üzüldüğünüzü  hissettirerek, iyi  ve  kötü  gelişmeleri  de  belirterek, kabul  edilmesinin  kaçınılmaz  olduğunu  duyumsatarak, gerekirse  çaresizliği  sunarak, elden  gelen  her  şeyin  sonuna  kadar  yapıldığını  anlatarak, doğruyu  söylediğinizde  sorun  yaşamadan  çözüme  ulaşabileceksiniz. Doktorluğumun  üçüncü  yılı idi. Nöbetçi  heyetin  görev  dönüşünde  meydana  gelen  trafik  kazasında  bir  personel  ölmüştü. Personeli  acilen  Devlet  Hastanesine  getirmişler, yolda  kaybedildiğini  rapor  ettiler. Ben  süratle  Devlet  Hastanesine  gittim, kısa  süre  sonra  eşinin  geldiğini  söylediler. İsyan  ediyor, bağırarak  ağlıyor, saçını  başını  yoluyordu. Yanına  gittim  ve  kendisine  “ kocanız  ağır  yaralı, şu  an  Beyin  Cerrahisi Uzmanı  ameliyata  aldı, dilerim  kurtulacak” dediğim  anda  suratıma  okkalı  bir  tokat  yedim  ve  hayatımda  ikinci  kez  yıldızları  saydım. Hastanenin  girişinde  eşinin  öldüğünü  duymuş  ve  yalan  söylediğim  için  tüm  öfkesini  benden  almıştı. Acemiliğimin  ve  kendisini  hazırlamak, alıştırmak  için  uydurduğum  senaryonun  bedelini  çok  ağır  ödemiştim. Belki  gerçeği  dürüstçe  anlatıp, çok  üzüldüğümü  bildirip, her  türlü  desteği  vereceğimizi  söyleyip, ya  da  reaksiyonunun  çok  aşırı  olduğunu  gördüğümde  acısını  yaşamasına  izin  verip, acil servise davet edip, ilaçlar  yardımıyla  sakinleşmesini  sağlasaydım  gelişmeler  daha  farklı  olabilirdi. En  azından  bildiği  gerçeği  uydurma  senaryolarla  geçiştirmeye  kalkmasaydım, ağlayarak  yaşadığı  acısına  müdahele  etmeseydim, reaksiyonunu  körüklemez, yıldızları  saymazdım.

Umarım yorumlarım ve yanlışlarım sizlere yönlendirici olur.    Sevgi ve saygılarımla.

Dr. Vehbi  ALPMAN

 

 

 

 

 

03 Nisan 2020

Web sitemiz yayına başlamıştır.