Dr. Öğr. Üyesi A. Vehbi ALPMAN
Nörolog

Kötü tanılı, çareleri azalmış yada tükenmekte olan hastalara nasıl yardımcı olabiliriz?

Yayınlanan Makale: 4

1.Makale

TÜRKIYE’DE DOKTORLARA YÖNELIK YAPILAN BIR ÇALIŞMA “DOKTORLARIN %42 ORANINDA “KÖTÜ HABER VERME” KONUSUNDA EĞITIM ALMADIKLARINI, %47 ORANINDA ISE KENDILERINI BU KONUDA YETERSIZ HISSETTIKLERINI GÖSTERMIŞTIR. KÖTÜ TANILI, ÇARESIZ YA DA ÇARESI AZALMIŞ HASTALARLA ILGILENEN SAĞLIK ÇALIŞANLARININ; HASTALARIN UMUDU VE HUZURU YAKALAYIP, YAŞAMI ANLAMLI BULMALARINA, PANIK, KAYGI VE SIKINTILARINI GIDERMELERINE NASIL YARDIMCI OLACAKLARINI ÖĞRENMELERI MESLEKLERININ ÖNEMLI BIR PARÇASIDIR. KÖTÜ TANILI, ÇARESI AZALMIŞ YA DA TÜKENMEKTE OLAN HASTALARA NASIL YARDIMCI OLUNABILECEĞININ VE NASIL DAVRANILMASI GEREKTIĞININ EĞITIMI, 1970’LI YILLARIN SONLARINDA ÖNCE INGILTERE’DE, ARDINDAN AVRUPA’DAKI TIP FAKÜLTELERINDE DERS OLARAK VERILMEYE BAŞLANMIŞ. ÜLKEMIZDEKI TIP FAKÜLTELERININ ÇOĞUNDA DERS OLARAK VERILMEYEN EĞITIM, MÜFREDAT DIŞI OLARAK KONUNUN ÖNEMINE VE GEREĞINE INANMIŞ BAZI ÖĞRETIM ÜYELERINCE DERSLERDE GÜNDEME GETIRILIYOR.

BU YAZIYI KÖTÜ TANILI VE ÇARELERI AZALMIŞ HASTALARA NASIL YARDIMCI OLUNABILECEĞINI ANLATMAK ÜZERE HAZIRLADIM.

Günümüzde çok ciddi tıbbi ilerlemelere, gelişmelere, tanı ve tedavi yöntemlerindeki başarılı uygulamalara karşın yine de tedavi edilemeyen bir çok hastalık vardır. Bazı hastalıklar ise yaşam boyu süren tedavilerle ve çoğu kez güçlükle kontrol altında tutulabilmektedir. Zaman zaman ciddi çaresizlikler yaşayıp çok zor durumlarda kaldığımız da bir gerçektir. Uzun süren hastalıklar ve yüz güldürmeyen tedaviler, poliklinik ve laboratuvar önlerindeki sonu gelmeyecek duygusu veren beklemeler, eczane önündeki uzayıp giden kuyruklar, karamsarlığa götüren çaresizlikler, hasta yatağındaki dayanılmaz ağrılar, acılar, sancılar ve umutsuzluklar, en umursamaz kişileri bile üzebilir. Hastalar başlangıçta yakaladıkları iyileşme umudunu zamanla yitirebilir, çaresizlik duygusuna kapılabilir, gücünün giderek tükendiğini fark edebilir, sağlıklı insanlara öfke duyabilir, zaman zaman öfkesini kontrol etmekte zorlanabilir ve sağlığı için uygulanan tedavileri reddedebilir, bilim dışı   çözecektir. Hastanın sorunlarını anlatmasına olanak vermeli, onu dinlemeli, güvenini kazanmalı, umudunun yeniden oluşmasını sağlamalıyız.

Göz ardı edilmemesi gereken bir başka konu da, tedavi şansı az olan önemli hastalıkların; eşler, yakın aile bireyleri ve candan arkadaşlar gibi hastayla ilgilenen ancak profesyonel olmayan kişilerin üzerinde tıpkı kendileri hastaymış gibi olumsuz etkiler yaratmasıdır. (Türk Onkoloji Grubu Derneği Destek Tedaviler Çalışma Grubu tarafından 2013 yılında yapılan araştırmada kanserli hastaların yakınlarının %64’ünün depresyonda olduğu saptanmıştır.)

Bu kişiler belirgin bir korku ve kaygı yaşamakta, çaresizlik duygusuyla yanlış tavırlar sergileyebilmektedirler.

Böyle durumlarda hastalar ve hasta yakınları olumsuz yaklaşımların etkisiyle, başta doktorlar olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının ilgisinden, bilgisinden ve yeteneğinden kuşkuya düşebilir,   etme çabasına girişen bu insanlar hastalara daha çok ilgi gösterdikleri için tercih edilen, bilimsellikten uzak, sağlığı parasal kazanç kapısı olarak gören (hipnozcu, masajcı, şifalı bitkiler satıcısı, büyücü gibi) şifa dağıttığını iddia eden ve bu tavırlarıyla gündem oluşturan kişilere yönelebilirler.

Unutulmaması gereken bir başka gerçek de; gerek hastaların gerekse hasta yakınlarının iletişim becerilerindeki yetersizliklerinin, gelişen olumsuzluklarla baş edecek deneyimlerinin de olmayışının, sağlık çalışanları ile olası çatışmanın boyutunu önemli ölçüde arttırmasıdır. Bunları ve benzeri diğer olumsuzlukları önleyebilmek amacıyla: Kötü tanılı, çaresiz ya da çaresi azalmış hastalarla ilgilenen sağlık çalışanlarının; hastalığın fiziksel yönünü ve tedavi yöntemlerini göz ardı etmeden, hastaların umudu ve huzuru yakalayıp, yaşamı anlamlı bulmalarına, panik, kaygı ve sıkıntılarını gidermelerine nasıl yardımcı olacaklarını öğrenmeleri, özenle ve içtenlikle uygulamaları kaçınılmazdır.

Bu konudaki bilgilenme hem hasta ve yakınlarıyla olan ilişkilerimizi çok olumlu etkileyecek, hem de hastaların iyileşmelerine, kendilerini güvende ve iyi hissetmelerine, olumlu tavırlar sergileyip, tedaviye uyum göstermelerine büyük katkı sağlayacaktır. Ayrıca bu olumlu yaklaşımlar hastaların sizleri onurlandıracak sevgi ve saygı dolu geri dönüşlerini beraberinde getirecektir.

Bir örnekle devam etmek istiyorum. Bayan Sandra Mc. Collum ömrünün son 40 yılında 50 kez hastaneye yatmış, 24 kez iki gün ile 10 gün süreyle yaşam desteği için respiratöre bağlanmış bir hastadır. Tıp öğrencileri ile yaptığı bir söyleşiyi tüm sağlık çalışanlarını onurlandıracak, gurur verici şu sözleriyle bitirmiştir. “Tüm zorluklarına karşın, tıp en soylu meslektir. Başka hiçbir meslekte acıları böylesine hafifletemez ve yürekleri ferahlatamazsınız. Her biriniz parlayan birer hazine, birbirinden farklı ışıldayan kıymetli birer taşsınız. Yıllar geçtikçe bilgi ve becerilerinizle hastalarınızı iyileştireceksiniz. Ve her biriniz yaptıklarınızla olduğu kadar kişiliğinizle de hastalarınıza şifa sunacaksınız.” Sandra Mc. Collum.

Sıklıkla sağlık desteği alan, zor durumdaki bir hastanın sevgi, övgü ve saygı dolu bu yaklaşımının, tüm sağlık çalışanlarını motive edecek bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Bizlere düşen görev ve sorumluluğun bayan Sandra’ları çoğaltmak olacağını düşünüyorum. Hastalarla doğru, güvenilir ve şartların gerektirdiği nitelikte olumlu iletişim kurmak tüm sağlık çalışanları için vazgeçilemez bir kuraldır. Hastaların beklentilerini iyi değerlendirmeli, gerçekleri anlatırken bile üzülmeyecekleri, anlayışla karşılayacakları söylem ve davranışları sunabilmeliyiz.

Şimdi sizlere kötü tanılı hastaya yapılan yanlış ve olumsuz bir yaklaşım örneği vermek istiyorum. M.Ç. 18 yaşında genç bir kızdı. Uzun senelerdir Romatoid Artrit tanısıyla tedavi oluyordu. Ellerinde oluşan deformasyonlar giderek ilerliyor ve fonksiyonlarını olumsuz etkiliyordu.

O yıl üniversite seçme sınavına girecekti. Ellerindeki deformasyonlara karşın idealindeki meslek olan mimarlık eğitimini arzuluyordu. İstediği oldu, çok iyi puanla bir üniversitenin Mimarlık Fakültesini kazandı. Ancak asıl sorun şimdi başlıyordu. Ellerin çok önemli olduğu bu branşta başarıyı yakalamak için bir şeyler yapmak gerekiyordu. Ailesinin desteği ile tüm zorlukları aşarak tedavisini yapabilecek en doğru adrese gelmişlerdi. Ünlü Plastik Cerrahi Uzmanı detaylı incelemeler ve muayeneler sonucu tedavisini planladı. Ancak doktorun yorumu öylesine acımasız ve kırıcı idi ki M.Ç.’ yi ve ailesini çok üzdü, derinden yaraladı. Doktoru tüm olumsuzluğu ve düşüncesiz tavrıyla “Böyle bir hastalığım olacağına kanser olmayı tercih ederdim.” diyordu.

Doktorlar için iletişimin en güç, en acımasız ve dayanılmaz olanı; hasta ve yakınlarına kötü tanılı, çaresi azalmış hastalığı söylemektir. Bu grup hastalara yardımcı olabilmek için izlenecek en doğru yaklaşım şekli;

I – Öncelikle “Kötü haberi verip, kötü tanıyı anlatma”nın yöntemini bilmekle başlar.

Bu sorun çözüldüğünde başarıyla yönetilmesi gereken yeni yaklaşım biçimi ise;

II – Kötü tanının verilmesi ile hasta ve hasta yakınlarında oluşacak “Duygusal aşamaları” bilerek davranmak ve beklenen tüm olumsuzlukları sabırla ve özveriyle gidermektir.

Öncelikle bu yazımda sizlere kötü haberi ve kötü tanıyı hastamıza nasıl söylemeliyiz üzerine derlediğim bilgileri örneklerle anlatmaya çalışacağım.

Bu amaçla yapacaklarımızı Girgis ve Sanson-Fisher’in, Rabow ve Mc Phee’nin çalışmalarından yararlanarak hazırladım. Ancak ülkemiz insanının sosyal yapısına, önceliklerine, talep ve beklentilerine, mevcut sağlık sisteminin şartlarına uygun şekilde yeniden belirleyip, eklemeler yaparak düzenledim. Şimdi sizlere hasta ve yakınlarına kötü tanıyı söylerken dikkat edilmesi, özen gösterilmesi gereken “olmazsa olmaz” prensipleri sunmak istiyorum.

1-Sakin, sessiz ve uygun ortam.

Kötü haber hasta ve yakınlarından başka kişilerin olmadığı sakin ve sessiz bir ortamda, hastayla başından beri ilgilenen uzman doktor tarafından verilmelidir. Görüşme süresince kimseyi kabul etmemeli ve iletişim cihazlarını kapatmalısınız. Bilimsel ve duygusal olarak bu haberi vermeye ve gerektiğinde psikiyatri uzmanından yardım almaya hazır olmalısınız.

Benim için çok özel bir örneği paylaşmak istiyorum:

Yıl 2012. Sınıf arkadaşım, canım kardeşim anestezi uzmanı Dr. A.Y. “İnvaziv skuamöz hücreli karsinom” tanısıyla meslektaşları tarafından özel olarak randevu alınan doktoruna gitti. Yaşadıklarını ve duygularını kendi kaleminden izleyelim.

“Ben bu ruhsal fırtınaları yaşarken klinik arkadaşlarım İstanbul’un büyük üniversite hastanelerinden birindeki KBB onkolojisi ile uğraşan bir doktordan randevu almışlar bile. MR tetkiki yaptırıp doktora gittim. Doktorum filmlere baktı, kısaca endoskop ile muayene etti, ameliyat olmam gerektiğini ve ertesi günü beni tümör konseyine çıkaracağını söyledi.

Ertesi günü konseyin yapıldığı yere gittiğimde bir kez daha yıkıldım. Kapıda sıra bekleyenler ya trakeostomili ya ağzı-burnu ameliyatlı ya da felçli ve bedbin yüzlü insanlardı. İçeri çağrıldığımda orada bulunan hiç bir doktor bırakın geçmiş olsun demeyi, yüzüme dahi bakmadı. Doktorum filmleri negatoskopa yerleştirdi, herkes büyük bir dikkatle onları izledi ve ameliyatın ne derece radikal yapılacağı konusunda karar verdiler. En son olarak da radyasyon onkoloğu olduğunu sandığım hoca, o bölgeye radyasyon verebileceğini, ama gözün zarar görme şansının yüksek olduğunu söyledi. Hakkımda bu kararlar alınıp, elime anestezi muayene kağıdı tutuşturulana kadar donmuş bir şekilde olanları izliyordum. Son bir gayretle kuruyan boğazımdan hırıltı şeklinde çıkan sesle doktoruma bu radikal girişimin 5 yıllık sağ kalıma ne kadar etkisi olabileceğini sordum. Filmlerimi elime sıkıştırıp, diğer hastayı çağırırken yaklaşık % 40-45 dedi. Bırakın kanser olmasını, herhangi bir hastaya yukarıda belirttiğim şekilde davranıldığında o kişinin neler hissettiği- ni düşünen kaç doktor vardır?

Hastaların ölümcül bir hastalığa yakalandıklarının kendilerine söyleniş biçimine göre yaşadıkları duygular ve reaksiyonlarının bazıları şöyledir:

“Bana telefonda kanser olduğumu söylediğiniz zaman çok kötü oldum. Sizin de üzüldüğünüzü görebilmek için yüzüme söylemiş olmanızı isterdim.”

Hasta eşinin tanısını öğreniş biçimine bir bayanın gösterdiği reaksiyon ise şöyle: “Kocamın kanser olduğunu kalabalık ve gürültülü bir koridorda söylediniz. Sorular sorabilmek ve ağlayabilmek için sizinle yalnız olmayı isterdim. Bu yardımı benden esirgediniz.”

Konuşmanıza kendinizi kısaca tanıtarak başlamalı, olumlu iletişim becerilerini ustalıkla kullanabilmeli, empati kurabilmeli, sabırlı ve özverili davranabilmeli ve özellikle güven vermelisiniz.

İleri teknolojilere dayalı tüm tanı yöntemlerini kullanıp, bunu klinik tablo ile bütünleştirip, kötü tanıyı kesinleştirmeden hasta ve yakınlarına söylememelisiniz. Unutmayınız ki; tanıyı kesinleştirmeden söylediğinizde, geri dönüşü çok güç olan bir yola girecek, hastaya ve çevresine hak etmedikleri cehennem azabı yaşatacak, güvenlerini yitirecek ve çok zor durumda kalacaksınız.

2-Tanıyı bilmek istemeyen hastalar – Tanıyı bilmesinde gerek ve yarar olan hastalar.

Hastaları bildirim öncesinde iyi değerlendirmeli, tanıyı “bilmek istemeyen” ve “bilmek isteyen, bilmesinde yarar ve gerek olan” kişileri ayırt edebilmelisiniz. Yapılan çalışmalarda ülkemizde örneğin kanser tanısını bilmeme oranı %20 ile %54 arasında değişmektedir.

Kötü tanıyı bilmek istemeyen, ya da merak bile etmeyen, anlamamakta, duymamakta direnen, yaşı, konumu, sosyal durumu, bilinç düzeyi ve benzer nedenlerle bilmesinde yarar ve gerek de olmayan hastalar konusunda ısrarlı olmayınız. Bu grup hastaların tanılarını; ilgili, bilgili, güvenilir, olumlu tavırlarını gözlediğiniz, hasta üzerinde etkili olabileceğini düşündüğünüz yakınlarıyla paylaşınız.

Kötü tanılı hastalar, bazen ailesiyle ilgili önemli kararlar alabilmek, bazı kişisel ve aileyi ilgilendiren sorunları çözebilmek için durumunun ciddiyetini bilmek ister. Yapılan çalışmalar tanıyı bilmeyen hastaların daha çok yalnızlık, kaygı, endişe, anksiyete ve depresyon yaşadıklarını göstermiştir. Genç, dinamik, ilgili, bilgili, geleceğe yönelik planları ve projeleri olan, bilmesinde kendisi ve yakın çevresi için yarar ve gerek görülen hastalara tanıyı; umutlarının devam etmesini sağlayan yaklaşımlarla, güven verip, geleceğe yönelik olumlu gelişmeleri sunarak, desteğinizi hiç esirgemeyeceğinizi vurgulayarak söyleyiniz. Böyle durumlarda; Doktorların cevaplayacakları soru, “Hastaya söyleyelim mi?” değil, “Haberi uygun bir biçimde nasıl verelim?” olmalıdır. Amaç kötü tanıyı yaklaşan ölümle eş tutmadan rahatça söyleyebilmek ve umut kapısını olabildiğince açık bırakmaktır.

3-Yeterli zaman ayrılması – Tekrar görüşme olanağı sağlanması

Tanının söyleneceği görüşme için yeterli zaman ayırabilmeli, gelişmeleri ve yapılması gerekenleri yeniden değerlendirebilmek amacıyla yeni görüşme zamanı belirlemeli, hasta ve yakınlarına bu durumu bildirmelisiniz. Geleceğe yönelik vereceğiniz randevular; hiçbir şeyin sonlanmadığını hissettirecek ve yapılacak daha çok bilimsel yardımın varlığının garantisi olarak yorumlanacak, umutlarını artıracaktır.

4-Anlaşılır bilgilendirme Hasta ve yakınlarına tanıyı olabildiğince anlaşılır, açık, sade ve

net biçimde anlatmalı, geleceğe yönelik ümitlerini devam ettirmelisiniz. Anlayıp anlamadıklarını incitmeden, kırmadan sorgulamalı ve duygu durumlarını dikkatle izlemeli, olabildiğince hastanın da katılımını sağlamalı, olası olumsuz gelişmeler için önlemlerinizi almalısınız. Bakınız Dr. A.Y.nin söyledikleri ne kadar doğru ve de anlamlı.

“Ertesi gün, büyük özel bir sağlık kuruluşunda KBB onkolojisi ile uğraşan bir diğer doktora muayeneye gittim. KBB doktoru ve radyasyon onkoloğu yapabileceklerini ve olası sonuçlarını etraflıca anlattılar. Bana seçenekler sundular, hangi tedavinin ne gibi etkileri olabileceğini, başarının olabileceğini de olamayabileceğini de açık açık izah ettiler. Sonuçta,

33 seans radyoterapi ve adjuvan tedavi olarak da 6 seans kemoterapi uygulanmasına birlikte karar verdik. Altını çizerek söylüyorum; ne şekilde tedavi alacağım kararına ben de katıldım. Yani, kaderim yine benim ellerimde idi ve kendim için verilen karar benim de katıldığım bir karardı. Onkoloji ile uğraşan doktorların ve sağlık çalışanlarının söyledikleri ilk söz, bu hastalıkta moral motivasyonun çok önemli olduğu sözü gerçekleşmişti nihayet.”

Ve devam ediyor arkadaşım; “Her hastanın bir birey, bir insan olduğunun asla unutulmaması, en azından kendisiyle konuşurken yüzüne bakılması ve yazılı onama için yapılan bilgilendirmelerin gerçek anlamına uygun yapılması gerektiğine inandım. Çünkü, doktor olmama rağmen kemoterapinin yapacakları açık açık anlatılmadığı için ilk tedaviden sonra panik atak geçirdim.”

5-Dürüst, güvenilir ve doğru bilgi – Olumlu ve umudu devam ettiren mesajlar

Hastalara dürüst davranmalı, güvenilir olmalı ve olabildiğince doğru bilgiler vermelisiniz. Hastalarınıza her ne sebeple olursa olsun masum yalanlar bile söylemeyiniz. Söylediklerinizin yalan olduğu fark edilir ya da öğrenilirse, kaybedeceğiniz güven duygusunu yerine koymak olanaksızdır. Ancak doğruları söylerken de çok dikkatli davranıp, üzülmeyecekleri bir üslup kullanmalı, umudu devam ettiren söylemleri ve tavırları sergilemeli, geleceğe yönelik olumlu mesajları sunabilmeli, endişe yaratmayan, huzursuz etmeyen söylem ve davranışları sergileyebilmelisiniz.

Kanserli bir hastanın şu sözlerine kulak vermeliyiz. “Kötü haberleri verirken çok az bile olsa, birazcık ümit de vermenizi istiyorum.” Yalnızca bilgi vermenin yeterli olmadığını, zor durumdaki hastaların sizlerin ilgi ve sevgi dolu yaklaşımlarınızı, umut veren mesajlarınızı beklediklerini unutmayınız. Kendisi de doktor olan bir hasta meme kanseri nedeniyle yatırıldığı klinikte doktorlarıyla yaşadıklarını şöyle anlatıyor: Doktorlarım bana fazlasıyla bilgi veriyor ama beni hiç umursamıyorlardı, anestezi verilmiş bir bedeni kesmeyi, radyasyon dozunu ayarlamayı çok iyi biliyor ama kendimi nasıl hissettiğimi sormayı bilmiyorlardı, kısa süre önce anne olduğumu öğrenmişlerdi ama bunun yaşamımın en bunaltıcı deneyimlerinden biri olacağına hiç değinmediler. Kucaklamalarından vazgeçtim, sırtımı sevgiyle okşamadılar bile… Böyle davranmak için eğitilmemişlerdi. Aslında benim gereksinim duyduğum şey eğitim istemiyordu, yalnızca insan olmak yeterliydi.”

6-Empatik Etkin Dinleme

Hastaların acı veren ızdırap dolu duygularını açmalarına, içinde bulundukları ruhsal travmayı ifade etmelerine fırsat veriniz ve onları sabırla, konuşmalarını kesmeden dinleyiniz. Empatik etkin dinlemenin önemini ve değerini unutmayınız. Biliniz ki; duygularının sizin tarafınızdan işitildiğini ve kabul edildiğini anladıklarında mutlu olup, güven duyacaklardır.

Empatik yaklaşıma yönelik anlamlı bir yorumu sizlerle paylaşmak istedim: “Hayatta parayla alınamayacak en değerli şey, senin derdini kendi derdi gibi gören bir dost.” (Kadınlar Sitesi) Lösemili bir hastanın doktoruna söylediği şu sözler kötü tanılı hastalara nasıl yardımcı olunabileceğinin en doğru yanıtıdır. “Koyduğunuz tanıyı söylerken, sesiniz ve yüz ifadenizle benim için üzüldüğünüzü gösterdiğiniz için size teşekkür ederim.”

7-Zaman kısıtlaması olmamalı

Hastalığın geleceğine yönelik kesin bir zaman kısıtlaması yapmayınız. Tedavi sürecinde neler yaşanabileceğini öngörerek davranmak ve özellikle yaşam süresini belirlemek çok bilimsel bir yaklaşım değildir. Bilimsel gelişmelere ve değişimlere açık olarak davranmak ve zaman konusunda iddialı konuşmaktan uzak durmak, zaman kısıtlaması yapmamak en doğru yaklaşım biçimidir. Bakınız bir hastanın bu konudaki yorumu nasıl: “Ameliyata giderken “Tansiyon alamıyoruz, hasta eks olmak üzere” gibi sözler hayal meyal kulağıma çalındı. Gözlerimi açtığımda yoğun bakımdaydım.” Bu ve benzeri söylemlere tanık olan hasta yakınlarının yaşadıkları ızdırabı görmezden gelmemeliyiz.

Beni şaşkına döndüren bir yanlışı da üzülerek ve de içim acıyarak gündeminize getirmek istiyorum. 2015 yılının ilk günlerinde Kanser Daire Başkanlığı’nın sitesinde “Türkiye’de Kanser Kontrolü 2014” başlıklı bir dosya yayınlandı. “Bazı Kanser Türlerinin Ortalama Sağ Kalım Sürelerinin Dağılımı” başlıklı tabloda çeşitli kanser türlerindeki ortalama yaşam süreleri ay olarak belirtilmiş. Yani söz konusu kanser türlerinden birine yakalanmış hastaların yaşam süreleri, ne kadar ömürleri kaldığı bu tabloda ay olarak vurgulanmış. Böyle bir yaklaşımın hastalarda ve yakınlarında oluşturacağı umutsuzluğu, tükenmişliği ve çaresizliğin yaşatacağı acıları göz ardı edemezsiniz. Unutmayınız bu tavrınız, zor durumdaki hasta ve yakınlarının zor günlerini imkansızlığa mahkum edecek, ümitlerini sonlandıracaktır. Bu düşüncesiz, akıl ve bilimdışı yaklaşımınızla, hastaların tedaviyi reddetmesine ve depresyona girmesine, yaşam sürelerinin çok daha kısalmasına neden olursunuz.

8-“Bundan başka bir şey yapılamaz” – “Tıbbın bittiği yerdeyiz”

“Bundan başka bir şey yapılamaz” ya da “Tıbbın bittiği yerdeyiz” benzeri umutsuzluk içeren mesajları vermekten kaçınınız. Stresi olumsuz yönetip, yanlış yönlendirdiğinizde genleri hortlatıp, olumsuzluklara neden olabileceğinizi, çaresizliği ve umutsuzluğu körükleyeceğinizi unutmayınız. “Donup kalmıştım. Böyle bir şeye hazırlıklı değildim. Dünyam başıma yıkılmıştı.” Bu konuya yönelik bir yaşanmışı sizlere iletmek istiyorum. Uğradığı Mobbing sonrası acilen sezaryene alınan bir annenin doğum sonrası bebeği ile ilgili yaşadıkları üzücü ve can acıtıcı. “Tam on altı gün boyunca hastanede sürekli farklı ilaçlar denenerek tedavi edilmeye çalışıldım. 33 gün boyunca bebek kuvözde kaldı. Fakat ağlamıyordu ve emme yutkunma refleksi yoktu. Sürekli havale geçirdiği için iki kiloluk bebeğe diazem veriliyordu. Yani hastanenin bebeğiydi. Kucağıma bile ilk defa şimdi almıştım. Muayene bittikten sonra hoca olanı çocuğun beyninin tamamen öldüğünü yaşadığı sürece özürlü olacağını, kafasının ve beyninin hiç büyümeyeceğini, ölmesinin yaşamasından daha hayırlı olacağını söyledi. Donup Kalmıştım. Böyle bir şeye hazırlıklı değildim. Dünyam başıma yıkılmıştı. Bana çocuğumu giydirmemi söyleyerek sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. Benim dünyam başıma yıkılmışken onlar gayet normal bir şeymiş gibi bebeğimin değersiz ve defolu bir eşya gibi imha edilmesi gerektiğini bana ima ettikten sonra kendilerince çok daha önemli olan İtalya’nın bilmem hangi kentindeki konferansa bir ilaç firmasının sponsorluğunda gitmeyi düşünüyorlar bir yandan da acele et der gibi ters ters bana bakıyorlardı. Hala bana ümit verici bir şey söylesinler diye gözlerinin içine bakıyordum. Ama onlar kendilerince daha önemli gördükleri gündeme dalıp gitmişlerdi.” 9-Hastalarınız için bilimsel gelişmeleri izleyip, uygulama şansı yaratma çabası içinde olacağınızı anlatınız. Tüm tedavi alternatiflerini anlayabileceği bir şekilde anlatıp, bu konudaki bilimsel gelişmeleri izleyeceğinizi, yeni tedavi olanaklarını kendileriyle paylaşacağınızı ve zaman kaybetmeksizin uygulayacağınızı vurgulayınız. Olumlu iletişime hastanın güven dolu yanıtına bakınız; – “Tedavi işe yaramasa bile beni yalnız bırakmayacağınızı, hep yanımda olacağınızı söylemeniz çok hoşuma gitti. Durumumla ilgili yeni tedavileri ve araştırmaları sürekli izleyeceğinizi söylediğiniz zaman çok rahatladım.” Bir başka hastanın inanmışlığını ve güven duygusunu dile getirişi ise şöyle: “Değerli hocam; Doktor olarak bilginizin yanı sıra, kişiliğinizle de şifa kaynağı olduğunuza inanıyorum. Tıp bayramınız kutlu olsun. Ömür boyu esenlikler dilerim.”

Mutlu bir hastanın duygu yüklü teşekkürü gazete ilanına şöyle yansımış: “Hastalığımın teşhis ve tedavisi süresince uzmanlığınız, insanlığınız, candanlığınız ve dostluğunuzla hep yanımdaydınız. Hepinize teşekkür ederim.”

10-Hastanede yaşam şartlarının iyileştirilmesi

Hastalara hastane şartlarında evlerini aratmayacak olanakların sağlanması için gerekenleri yapmalı ve hastane yönetimine yaptırmalısınız. Bu yaklaşım hastaların tedaviye uyumunu sağlayacak, umutlarını olumlu etkileyecek, tedavinin başarısına yararı olacaktır. Gördüğü ilgi ve duyduğu güvenden mutlu olan bir başka hasta bakınız ne diyor. “Bu klinik benim mekanım oldu, çok sevdiğim evime bile gitmek istemiyorum.” Seyrekte olsa çaresi tükenmiş hasta ya da hasta yakınlarının sizi üzebilecek haksız ve yanlış yaklaşımlarıyla karşılaşabilirsiniz.

Sizlere şimdi sunacağım, gerçek yaşamdan alınmış öyküdeki olumsuzluklara mesleğinizin ve yaşamınızın tüm evrelerinde hazırlıklı olmalısınız. Ancak biliniz ki; “Rüzgar Kayanın Sadece Tozunu Alır.”

“Aysel genç, güzel ve alımlı bir kızdı. 18 yaşını henüz bitirmişti ve üniversite giriş sınavı çok iyi geçmişti. Doktor olmak, şifa sunmak istiyordu. Son bir aydır boynundaki şiddetli ağrılardan, kollarındaki uyuşma ve güç azlığından yakınıyordu. Nöroşirürji uzmanı E.D. kendisini muayene eden üçüncü doktordu. İleri incelemeler sonucu Medulla Spinalis’in Servikal bölümünde kitle rapor edildi. Operasyona alındı.

Tanı korkunçtu, Rabdomyosarkom. Dr. E.D. ameliyat sonrası hastanın anne ve babasına gelişmeleri tüm detaylarıyla anlattı. Olası yeni gelişmeleri ve olabilecek sıkıntıları rapor etti. Kendi odasında onları ağırladı, onlarla üzüldü, onlar için onun da içi acıdı. Başarılı ve güzel bir genç kızın durumu hiç de iç açıcı değildi. Birkaç görüşmeden sonra aileye; dili döndüğünce ve elinden geldiğince kırmamaya, üzmemeye özen göstere- rek, kızlarının üç aylık ömrü kaldığını anlattı. Gerçekten de olaylar anlatıldığı gibi gelişti. Dr. E.D. yaklaşık dört ay sonra aileden gelen mektupla yıkıldı, yığıldı ve hıçkırarak ağladı. Aysel’ in babasından gelen mektup “kendilerine gösterilen ilgi, anlayış ve yardımlara çok teşekkür ederek başlıyordu.” Ancak sonunda yazdıkları çirkin ve çok acımasızdı. Dilerim diyordu Aysel’ in babası “Senin de çocuğunun başına aynı hastalık gelir, sen de bizim yaşadıklarımızı yaşarsın.” Yine de kalbimiz hastalarımız için çarpmalı, uykularımız onlar için kaçmalı. Çünkü hastalarımızın çok büyük yüzdesi hakkımızı teslim edecek, hak ettiğimiz değeri verecektir. Yukarıda örneği verilen çok seyrek gözlenen yanlış yorum ve tavırlar bizleri olumsuz etkilememeli. Çünkü biz önce doktoruz, biz önce hemşireyiz, sonra insanız. Bize yapılan yanlışlarla yılmamalıyız, yıkılmamalıyız. “Unutmayınız gülü avuçladığınız zaman kanayan elinizin hesabını dikenden soramazsınız. ”

Gelecek sayıda bir sonraki aşamada yaklaşımlarımızı belirleyen – Kötü tanının verilmesi ile hasta ve hasta yakınlarında oluşacak “Duygusal Aşamaları” bilerek davranmak – başlıklı derlemeyi bulacaksınız.

03 Nisan 2020

Web sitemiz yayına başlamıştır.